Bence...:
Türkiye, yıkıntılardan cumhuriyetin kurulduğu o yıllarda bile kültür ve insanlar arası nezaket olarak bu günkü halinden üstündü, 60larda da, 70lerde de bir nebze 80lerde de… her geçen gün kötüleşti bu bakımdan, cehalet aldı yürüdü ve daha kötüye gidiyor.Ortalama bir vatandaşın yaşam standardı yaşamını idame edebilmekten ibaret, zira hayatı işe git eve gel şeklinde geçiyor. Daha fazlasına ne vakti var, ne morali ne de mecali kalıyor, bir yerden sonra düşünmüyor bile. Bununda kültürel ve düşünsel gerilemeye büyük etkisi var.Yönetici ve millet vekilleri zaman geçtikçe daha kalitesizleşmekteler bu kültürel gerilemeyle birlikte. Gayet normal bir gelişme, onları da zaten halk seçtiğinden bu gerileme seçilenlere de aynen yansıyor ve sonuçta kendi kendini perçinlemiş oluyor bu durum.Eğitim sistemi zaten kültür yada beyin kullanımı bakımından ne yapacağını şaşırmış bir gençliğin belini iyice büken ağır, hantal bir yıkıntıdan başka bir şey değil. Gençlerin ve ergenlerin geleceklerini seçme şansları çok az. Ve sürekli gördükleri bu “işe git eve gel” düzenine ayak uydurmak durumunda olduklarından daha fazlasını da hayal etmiyorlar zaten. Doktorlar puanları buna yettiği, öğretmenler aldıkları sonuçla oraya yerleşebildikleri, mühendisler mühendisliğin süper bir toplumsal “mevki” olduğu ve yetecek puan alabildikleri için buraları okuyorlar. Bu durumda yüksek kültür gerektiren mesleklerde maalesef bir idealizm yada meslek aşkı göremiyoruz.“Sanattan yoksun bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir”. Bizim atardamar aralıksız fışkırmakta bence. Sanat yada spora yönelmek isteyen gençlere zorluk çıkarılıyor daha ailelerinde bile genellikle. Pekte suçlamamak lazım zira gerçekten sanat denilecek işler yapan insanların bir şey olmaları kolay değil ülkemizde. Çünkü talep bu yönde değil ve arz ettikleriyle kalıyorlar. Spor ise bir çeşit mahalle kavgası yada savaş alanı şeklinde, ve neredeyse sadece futboldan ibaret. Sporcularımızda “Zeki, çevik ve ahlâklı” iseler bende bir görme problemi var demektir.Toplum sürü psikolojisi ile hareket etmekte tamamen. Sürekli “doğruyu” gösterecek bir “büyük” yada “lider” ihtiyacı duyuyor insanımız. Buna uymayanlar aykırı yada dik kafalı oluyorlar insanların gözünde. Düşünmek ve sorgulamakla ilgimiz maalesef pek az olduğu için söylenene karşı çıkmıyoruz eğer “büyükten” gelmişse. Bu da hakkını arayanın olmaması ve arayanlarında “arıza” olarak görülmesi sonucunu doğuruyor.Para ve güç maalesef şu anki yaşantıda her şey gibi.İnsanlar birbirine karşı o kadar nezaketsizki artık nezaket bir çeşit zafiyet olarak algılanıyor. Görgü kurallarını ne kadar hiçe sayıyorsanız o kadar popülersiniz noktasına kadar varabiliyor ekstrem ortamlarda bu.İnsan ilişkileri en basitinden en derinine bundan etkilenmiş bu düzene ayak uydurmuş durumda. İnsanlar arkadaşlarından popülarite ve bundan gelen gücü, “aşklarından” onları rahat ettirip şımartmasını ve sorumlulukları almasını paralı olmasını, komşularından onları kollamasını bekleyebiliyorlar çoğunlukla.İnsanların yaşamaktan hoşlanmayışları da bir problem… Emekli olmuş insanlar halen başka işlere giriyorlar ve zaten emekli maaşları olduğundan düşük maaşa razılar. İşverenler ise az maaş isteyen ve tecrübenin en hasına sahip bu kişileri tercih ediyorlar gayet tabi. Gençlerin işsizliğine önemli katkısı olduğunu düşünüyorum bunun. Bence o insanlar artık maaş yemeli, gezmeli, torun sevmeli, yaşamalılar, hayat çalışmaktan ibaret olmamalı. İşsizlik ve ülkemizdeki çalışma hayatıyla ilgili başka en az bir yazı yazacağımdan bu maddeyi bu kadar bırakıyorum =).Toplum olarak maalesef eleştiriye tahammülümüz yok. Ayrıca sorgulamadan bizim olana “iyidir” diyoruz, kötü taraflarını gösterenleri neredeyse aforoz ediyoruz. Çok tehlikeli tutumlar bunlar.Alım gücü düşük olduğundan, pahalılıktan ve insanların zaten böyle şeylere pek vakti olmadığından hobi ürünlerine yada kültürel ve sosyal aktivite ve ürünlere para harcanmıyor. Bana göre bunun sonucu daha sert (dolayısıyla sınırına gelince daha kırılgan), hayal gücünden yoksun, ufku dar yada mutsuz insanlar olur.
Şimdilik, birden aklıma gelenler bu kadar. Elbette her şey karamsar değil. Ancak başka bir madde olarak ekleyebileceğim “Değiştirmek için bir şey yapmıyorsan eleştirme” görüşünün aksine olumsuz şeyler dile getirilmez, göz ardı edilir, kabullenilir hatta benimsenirse, eğer eleştirilmezlerse yukarıda maddelerin varlığı ancak pekişir. Bu yüzden ki bunları yazma ihtiyacı duydum devamı gelecektir.
Aydınlanalım ve keyiflenelim arkadaşlar, birileri bunları yapmalı. Belki aydınlananlardan yayılan aydınlık büyür, yada belki öyle kalır bilinmez. Ama önemli olan biz biz olalım =).
29 May. 08 Perşembe 00:56
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder