6 Haziran 2008 Cuma

Terli terli bira içmeyin, yada için burası özgür bir dünya!

Evet arkadaşlar, Türk insanımıza göre genelde Efes en güzel biradır, ama değildir arkadaşlar değildir...

Bira sevmeyen insanlara göre tamam Efes tombul şişe iyidir ama bence ortalama bir bira.

Ben bira sever bir insanım efenim, farklı farklı bira çeşitlerinide ayrı ayrı severim. Ne mutluki bira çeşitleri artıyor epey raflarda. Denediklerimden sevdiklerimden öneri yazayım buraya kamu hizmeti olsun =P.

Efes'ten başlarsak:
  • Efes ICE: Standart Miller vari hafif bira, içimi hoş, 33cl şişelerde satılıyor "performans" yada diğer bir deyişle kafa yapabilite olarak bakarsak pek etkili değil. Eğer meşrubat niyetine bir şey isterseniz kolay ve hoş içimli uygun olabilir. Ben neredeyse hiç tercih etmiyorum bu arkadaşı açıkçası. Zaten pek fazla satılmıyor her yerde.
  • Efes Dark Brown: 10 numara veriyorum buna ben. Kahveli bira fikri saçma gelebilir kulağa ama çok hoş gerçekten. İçimi gerçekten lezzetli, fiyatı çok iyi ve yüzde 6.1 alkol oranı hiçte fena değil performans olarak =P. Tatlımsı buruk bir tadı var kahve aromasıyla birlikte. Bu aralar favorim kendisi. Fiyat/lezzet/performans oranında şu an lider görünüyor. Tek şikayetim 50cl'lik tipininde olmasını isterdim.
  • Efes Extra: Evet, bira olsun, çok içilsin, iyi kafa yapsın, lezzetli olmasada olur diyorsanız yüksek alkollü ekstra işinizi gayet görecek olan bira zaten hepimizin bildği bir şey ekstra incelemeye gerek yok. Yüksek alkol oranından gelen standart biralardan daha buruk bir tadı var. Bir ekstra kafa yapabilite açısından yaklaşık iki normal bira etkisine ulaşabiliyor zaman zaman.
  • Efes fıçı: Fıçı biranın şişey yada kutuyla satılan hali. Her içecekte olduğu gibi şişe içindeyken kutudan daha hoş biraz tabi. İçimi hoş, alkol oranı aslında standart efes ile aynı ama içimi daha hafif.
  • Efes Dark: Yüksek alkollü (extra kadar değil) ama lezzetide iyi bira. Pek sık tercih etmiyorum nedense, dark brown var artık hiç tercih etmiyorum. Aslında siyah bira olayı bu değil, ama ülkemizde gerçek siyah bira bildiğim kadarıyla yok. Normalde daha koyu kıvamlı oluyor Ale gibi ama bizde bu var işte ne yapalım...
  • Efes tombul şişe: Bu arkadaşta standart biralardan farklı olarak pirinçte kullanılıyor o yüzden farklı kendince bir lezzeti var ama her zaman çok süper bi tad değil bu. Birde efesin her şişesi bir birini tutmuyor, şans işi, açtığınız bir şişe çok lezzetli çıkabilirken kimi daha buruk yada daha su gibi çıkabiliyor. Dediğim gibi bence ortalama bir bira.

Tuborg dersek bence kraldır derim... :

  • Yeşil şişe: Yeşil şişe gerçekten çok lezzetli, hafif içimli ama öyle su gibi değil. Alkol oranıda normal, çoğu zaman tercih edilesi.
  • Tuborg Gold: Gold dah dolgun içimli, biraz daha sertçe ama yine çok lezzetli, efesten farklı olarak hemen her şişede aynı lezzette.
  • Kırmızı tuborg: Efes extranın tuborg muadili, farkı daha iyi kafa yapabilite ve daha güzel lezzet!
  • Tuborg T: Efes Ice modunda. Çok içtiğim bir şey değil
  • Tuborg T Mexicana : Agav ve limon aromalı, arkadaşlar fantaymış kolaymış spritemış sallayın! Müthiş lezzetli bu agav/limon bira kombosu. İçimi çok hafif, kafa yapabilite düşük ama keyif yapmak için manzaraya karşı içilesi yada can sıkıntısından ve serinlemek için meşrubat niyetine tüketilesi bir bira. Mariachi ile karşılaştırırsak Mexicanada bira tadı biraz daha belli gibi.

Diğer markalara gelelim.

  • Mariachi : Yine agav limon, Mexicanaya göre sanki mevye tadları biraz daha fazla gelieyor gibi bunda. Çok lezzetli! Çok!
  • Mariachi Black: Normal mariachiden biraz daha böyle yanık burukça bir tadı var. Değişik bir alternatif yani. Eğer biraz daha burukluk arıyorsanız iyi.
  • Marmara Gold: Litrelik şişeler yada kutuda satılan bu arkadaşın goldluk hiç bir yanı yok. İnanılmaz lezzetsiz bir bira bence, su gibi ile aromasızlık arasında bir yerlerde. Kafa performansıda uyduruk. Ayyaş birası derler ya öyle bir şey aslında boş verin gold geyiğini.
  • Marmara: Litrelik, ortalama tada sahip, ama arkadaşlarla alıp dışarda keyif falan yapılabiliyor bunlarla aslında kötü değiller o kadar Venüste aynı şekilde hatta eskiden venüsü daha çok severdim. Evde dolaba iki tane koyup sıkıldıkça bardak bardak içmek gibi bir kullanımlarıda olabilir. Tabi öyle çok süper şeyler değiller :P.
  • Gusta: Bu arkadaş arpanın yanısıra buğday maltıylada üretilmiş farklı bir bira. Kıvamı yoğun, tadı değişik. Ekşi tatlı bir tadı var. Çoğu kişi beğenmiyor ama aslında ilginç bir bira. Arada değişiklik olarak güzel. Yalnız bundan sonra başka bira içecekseniz bulaşmayın buna ağız tadınınz tamamen değişiyor diğer biranın tadının alamıyorsunuz bozuyor sonra içeceklerinizi.

Şimdilik akla gelenler bunlar sonra bekli dha çok incelerim belki incelemem bilemem...

Süper konser trafiği

Evet arkadaşlar benim rock/metal severi insan cisimleri için gayet güzel bir yaz daha başladı memleketimizde.

Kimler gelmiyor ki, hepimizin çocukluğumuzda bu işlere başladığımız Metallica'dan tutunda gerçekten izlemek istediğim Testament ve Dark Tranquillity'ye oralardan Opeth'e kadar.

Eski hard rock seviyorsanız Whitesnake tekrar geliyor, Def Leppard var birde.

Hatta kadıköy anadoluu lisesinin konserlerine Moonspell geliyor, yuhannes mi desem, lise neler getiriyor bea O.o

Neyse asıl olay ne peki? Ben burda konser haberleri kaynaığımıyım? niye yazıyorum bunu şimdi sanki duymazmısınız bunları başka yerlerden dah önce.

Şundan yazıyorum, @#$!!...*beeep* ulan! hiç birine gidemeyeceğimde ondan! Yine yeni ve yeniden gidemeyeceğim hemde! Ana fikir nedir, a- Allah kahretmiye!!! b- Antalya ne biçim şehirsin lan sen?!?!!!

Öhm... öyle içimden geldi hadi kendinize iyi bakın, terli terli bira içmeyin...

29 Mayıs 2008 Perşembe

Ülkemle ilgili birkaç gözlem…

Bence...:

  • Türkiye, yıkıntılardan cumhuriyetin kurulduğu o yıllarda bile kültür ve insanlar arası nezaket olarak bu günkü halinden üstündü, 60larda da, 70lerde de bir nebze 80lerde de… her geçen gün kötüleşti bu bakımdan, cehalet aldı yürüdü ve daha kötüye gidiyor.
  • Ortalama bir vatandaşın yaşam standardı yaşamını idame edebilmekten ibaret, zira hayatı işe git eve gel şeklinde geçiyor. Daha fazlasına ne vakti var, ne morali ne de mecali kalıyor, bir yerden sonra düşünmüyor bile. Bununda kültürel ve düşünsel gerilemeye büyük etkisi var.
  • Yönetici ve millet vekilleri zaman geçtikçe daha kalitesizleşmekteler bu kültürel gerilemeyle birlikte. Gayet normal bir gelişme, onları da zaten halk seçtiğinden bu gerileme seçilenlere de aynen yansıyor ve sonuçta kendi kendini perçinlemiş oluyor bu durum.
  • Eğitim sistemi zaten kültür yada beyin kullanımı bakımından ne yapacağını şaşırmış bir gençliğin belini iyice büken ağır, hantal bir yıkıntıdan başka bir şey değil. Gençlerin ve ergenlerin geleceklerini seçme şansları çok az. Ve sürekli gördükleri bu “işe git eve gel” düzenine ayak uydurmak durumunda olduklarından daha fazlasını da hayal etmiyorlar zaten. Doktorlar puanları buna yettiği, öğretmenler aldıkları sonuçla oraya yerleşebildikleri, mühendisler mühendisliğin süper bir toplumsal “mevki” olduğu ve yetecek puan alabildikleri için buraları okuyorlar. Bu durumda yüksek kültür gerektiren mesleklerde maalesef bir idealizm yada meslek aşkı göremiyoruz.
  • “Sanattan yoksun bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir”. Bizim atardamar aralıksız fışkırmakta bence. Sanat yada spora yönelmek isteyen gençlere zorluk çıkarılıyor daha ailelerinde bile genellikle. Pekte suçlamamak lazım zira gerçekten sanat denilecek işler yapan insanların bir şey olmaları kolay değil ülkemizde. Çünkü talep bu yönde değil ve arz ettikleriyle kalıyorlar. Spor ise bir çeşit mahalle kavgası yada savaş alanı şeklinde, ve neredeyse sadece futboldan ibaret. Sporcularımızda “Zeki, çevik ve ahlâklı” iseler bende bir görme problemi var demektir.
  • Toplum sürü psikolojisi ile hareket etmekte tamamen. Sürekli “doğruyu” gösterecek bir “büyük” yada “lider” ihtiyacı duyuyor insanımız. Buna uymayanlar aykırı yada dik kafalı oluyorlar insanların gözünde. Düşünmek ve sorgulamakla ilgimiz maalesef pek az olduğu için söylenene karşı çıkmıyoruz eğer “büyükten” gelmişse. Bu da hakkını arayanın olmaması ve arayanlarında “arıza” olarak görülmesi sonucunu doğuruyor.
  • Para ve güç maalesef şu anki yaşantıda her şey gibi.
  • İnsanlar birbirine karşı o kadar nezaketsizki artık nezaket bir çeşit zafiyet olarak algılanıyor. Görgü kurallarını ne kadar hiçe sayıyorsanız o kadar popülersiniz noktasına kadar varabiliyor ekstrem ortamlarda bu.
  • İnsan ilişkileri en basitinden en derinine bundan etkilenmiş bu düzene ayak uydurmuş durumda. İnsanlar arkadaşlarından popülarite ve bundan gelen gücü, “aşklarından” onları rahat ettirip şımartmasını ve sorumlulukları almasını paralı olmasını, komşularından onları kollamasını bekleyebiliyorlar çoğunlukla.
  • İnsanların yaşamaktan hoşlanmayışları da bir problem… Emekli olmuş insanlar halen başka işlere giriyorlar ve zaten emekli maaşları olduğundan düşük maaşa razılar. İşverenler ise az maaş isteyen ve tecrübenin en hasına sahip bu kişileri tercih ediyorlar gayet tabi. Gençlerin işsizliğine önemli katkısı olduğunu düşünüyorum bunun. Bence o insanlar artık maaş yemeli, gezmeli, torun sevmeli, yaşamalılar, hayat çalışmaktan ibaret olmamalı. İşsizlik ve ülkemizdeki çalışma hayatıyla ilgili başka en az bir yazı yazacağımdan bu maddeyi bu kadar bırakıyorum =).
  • Toplum olarak maalesef eleştiriye tahammülümüz yok. Ayrıca sorgulamadan bizim olana “iyidir” diyoruz, kötü taraflarını gösterenleri neredeyse aforoz ediyoruz. Çok tehlikeli tutumlar bunlar.
  • Alım gücü düşük olduğundan, pahalılıktan ve insanların zaten böyle şeylere pek vakti olmadığından hobi ürünlerine yada kültürel ve sosyal aktivite ve ürünlere para harcanmıyor. Bana göre bunun sonucu daha sert (dolayısıyla sınırına gelince daha kırılgan), hayal gücünden yoksun, ufku dar yada mutsuz insanlar olur.

Şimdilik, birden aklıma gelenler bu kadar. Elbette her şey karamsar değil. Ancak başka bir madde olarak ekleyebileceğim “Değiştirmek için bir şey yapmıyorsan eleştirme” görüşünün aksine olumsuz şeyler dile getirilmez, göz ardı edilir, kabullenilir hatta benimsenirse, eğer eleştirilmezlerse yukarıda maddelerin varlığı ancak pekişir. Bu yüzden ki bunları yazma ihtiyacı duydum devamı gelecektir.
Aydınlanalım ve keyiflenelim arkadaşlar, birileri bunları yapmalı. Belki aydınlananlardan yayılan aydınlık büyür, yada belki öyle kalır bilinmez. Ama önemli olan biz biz olalım =).
29 May. 08 Perşembe 00:56

27 Mayıs 2008 Salı

Ne diyeyim ki? v2.0 - Antalone

Yalnız bir gece deniz kenarında. Yine ben, gitarım, fotoğraf makinem ve iki bira.
O kadar güzel ki etraf, bitsin istemiyor insan biralar. Hemen önüme dolunayın yakamozu serili, sakin ama ilham verici güzellikte bir havası var sahilin. Gece loşluğuyla nasıl güzel çalmaz ki insan şimdi burada. İşte insanın zihninin ve kalbinin, insanın ruhunun yani ta kendisinin açıldığı bir ortam burası. Hayatta olduğunu ve buna değdiğini hissettiren türden.
Bire bir muhabbetlerin en güzeli en derinin olacağı ortam. İki kişinin birbirini sadece yan yana durmakla bile hissedebileceği birbiriyle en mutlu olacağı ortamlardan.
Kendi başıma bile gayet hoş hissediyorum burada.
Oysa ki param yok, borcum çok, işsizim, bulma umudum, bulsam da tutunabileceğimi düşündüğüm iş yok. Oysa ki çok yalnızım. Ama o kadar güzel ki gök ve deniz, o kadar lezzetliki biram, tüm bunlara rağmen mutluyum şu an.
İşte benim birlikte yaşamak paylaşmak istediğim anlar bunlar. Yokmu benim gibi kimse? Biramlamı kalacağım ben sona kadar?
Hayat istediği kadar dayatsın istediği gerçekliği yaşatsın, istediği kadar çok kişi bunu yaşasın, bir kişi daha yokmu daha derinlerde ve daha yükseklerde soluk almak isteyen? Yüzeyden uzaklaşmayı bu kadar mı istemiyor başka herkes? Bu gerçekliği yaşarken kendileri için olması gereken asıl yaşamı arayacak bir tek kişi daha yokmu? Hayatı birlikte küçük bir destancık, naif bir şarkı, derin bir şiir gibi paylaşacak biri… bir tek kişi… bir sevgili…
Hala tanışmadık seninle belki. Yine de ikinci hitabım bu sana… kal sağlıcakla.







18/05/08 Konyaaltı sahil

Ne diyeyim ki?

mdBunun hakkında yazmak biraz aptalca belki, biraz “emokid” gibi. Yinede başladım artık ve bakalım ne olacak.
Şu anda olmayan (en azından benim hayatımda olmayan) tanımadığım birine bir şeyler yazmak tuhafça nihayetinde. Ama yinede başladım ve eğer olsaydın senin için nasıl olacağımı ve bunun benim için nasıl olacağını anlatmaya çalışacağım. Aslında düşünmeliyim, şimdi böyle başlayınca fark ettim ki öyle hop hop işkembeden sallayarak anlatılacak bir şey değil çünkü. Bilinerek doğulan bir şeyde değil. Bir bir düşünüp yazıyorum şimdi sana.
Hayatımda olsan seninle nasıl vakit geçirirdim; para denen şeyin elverdiği ölçüde sürekli olarak tüm güzel yerlere seyahat etmek isterdim birlikte. Yapabildiğimiz kadar! Çünkü bizim olan zaman o kadar az olabiliyorki, özelliklede gençliğimizde bize kalacak zaman. Bu yerlerin en güzel noktalarında birlikte otururduk geceleri. Konuşur, düşünür, hayal kurar vede eğlenirdik. Muhtemelen yanında da bir şeyler içiyor olurduk, istersen tabi =).
Gündüzleri deliler gibi kilometrelerce yürür gezerdik buraları, birlikte yorulurduk. Yürümek güzeldir severim ben bayağı, umarım sencede öyledir, değilse tamam yürümesekte olur =).
Kederli yada kötü olduğun zamanların olursa iyi hissettirebilmek, neşelendirmek için elimden geleni yapardım. Ancak işe yaramazsa seve seve hüznünü paylaşır destek olurdum.
Seni anlar, hakkında düşünür, saygı duyardım. Ve seninle birlikte hemen her şey hakkında düşünürdük, derinlere gider sonuçlara varırdık, gelişirdikte birlikte böylece. Gerçek ve güzel sohbetler ederdik her şey hakkında, başka insanların anlamadığı onlarla konuşamadığımız şeyler hakkında. Konuşmayı severim ben aslında, ne kadar sessiz olsamda =), ben sadece söylemeye değecek bir şeyler olduğunda ve bunu yapmaya değecek kişiler olduğunda konuşmayı yeğlerim sadece, bu yüzdendir genel sessizliğim. Ve sen işte o insanlardan birisin. Sevdiğim insanları gerçekten severim ben, gerçekten. Onlarlayken çenem epey düşüyor genelde =), eh seninde sevdiğim insanlar arasında epeyce özel bir yerin olurdu herhalde öyle değil mi?
Birlikte kendimize ait keyifli bir işimiz olmasını isterdim. Bize göre bir iş. Yaparken de keyif alabileceğimiz mümkün olduğu ölçüde. Boş kalan zamanlarımızda birlikte ilerleyip gelişebilmek, ruhumuzu geliştirmek için üretir, fikir geliştirir yada eğlenirdik. Aslında sonuncuyu daha sık yapmamız olası, keyfimi seven biriyim ben =), ya sen? Elbette boş vakitlerimizde başka şeylerde yapardık ;).
Aslında hiç işimiz olmadığında bile birlikte bu saydıklarımın hepsini yapardık moral bozmadan. Çünkü biz, hani kulağa aptalca ve klişe gelecek epey ama, biz birbirimizle sadece gerçekten karşılıklı aşk için birlikteyiz.
Evet aslında ana fikri biraz daha şekillendirip ifade etmeye çalışırsam, içinde yaşadığımız tüm bu delilikler, dünyadaki sefalet (bizimde belki bir yere kadar içinde olduğumuz), insanların birbirlerine kötülükleri, tüm bu nefret ve cehaletten, nezaket yoksunluğundan, sevmediğimiz tüm bu düzen yokmuşçasına izole bir hayat olurduk birbirimize. En azından ben seni bunlardan izole bir ortama, bize ait bir yaşama koymak isterdim birlikteyken.
Birlikte olunca uğraşırdık sevdiğimiz her şeyi yapabilmek için. Beraber şarkı söyleriz, hatta kim bilir belki bestelerimiz bile olur. Spor seviyorsan tekrar sportifleşebilirim. Ama bu biraz zaman alacak, uzun süredir “köfte” modunda oturdumda =).
Her şey daha kolay olurdu hayatta, tüm bu karmaşa birden azalıvermiş gibi. Daha tahammül edilebilir olurdu tüm bu problemler yeni gücümüz sayesinde. Ve böylece daha üretken, daha dayanıklı, daha iyi, daha sevimli olurdum en azından ben kendim.
Bu arada eğer bilgisayar oyunlarını seviyorsan çok iyi multiplay maçlarda geçebilir ;).
Birlikte böyle çimlere falan uzanırdık, yan yana, hatta şu klasik sadece başlarımızı birbirimizinkine dayamış V şekli oluşturacak şekilde uzanma durumu da olabilir =p. Yan yana bir olurduk böyle, birbirimizi hisseder birbirimizi düşünürdük aynı anda, hiç konuşmasakta. Tek kelime etmeden dahi birbirimizden bahsederdik böylece, böylece mutlu olurduk birbirimiz sayesinde tek kelime etmeden.
Hayaller kurardık sürekli, hani olduğu gibi değilde içimizde hep olmasını istediğimiz gibi şeylerden bahseden. Gerçekleştirebileceklerimizden de, sadece bir roman olarak kalabileceklerden de. Birbirimizin hayal gücüne ilham olurduk hayal gücüde ufkumuzu genişletirdi.
Kültürel olurduk be, filmler izler kritiğini yapardık. Müzik arşivlerimizi değiş tokuş ederdik. Birlikten kuvvet doğar bak; bir sürü yeni şarkı =P. Bitiremediğim romanımı bitirdik belki birlikte. Belli mi olur o gazla kesin tekrar başlarım yazmaya ve çizmeye. Çünkü o zaman çok daha üretken, iyi, sevimli, yapıcı ve ilhamlı vede sanatsal oluyorum =).
Gerçektende mümkün olduğunca iyi, dürüst ve onurlu olurum sana karşı. Çünkü hayatta özlemle aradığım uygulamaya uğraştığım erdemler bunlar, uygulaması genellikle başarısızlık ve kayıpta getiriyor olsa. Dışarıdaki pek öyle olamasa da, kendi aramızda iyilikli, cehaletten uzak bir yaşam edinirdik.
Birde ben çok saçmalarım, bildiğin zırvalamak yani, bazen çok eğlenceli olabiliyor ama =).
Bu arada iki tane kılıcım var (şimdilik =p) eğer ilgin varsa onlarla çalışırız birlikte =p.
Kısaca seninle bu yaşananın dışında “olduğu” değil, bizce “olması gerektiği gibi” bir hayatçık oluştururduk kendimize biz bizeyken.
İşte bunlardan dolayı senden daha güzel kızlar olsa bile etrafta, ve onlar beni istese bile onlar değil sen olurdun benim sevgilim olmasını isteyeceğim kişi. Benim her zaman aradığım iyi bir ruh, kültürlü ve iyi niyetli kişilik, sevgi için sevgi duyan insan, bu özellikler sensin. Üstelik ben bunu iyi görebiliyorum ki aslında çokta güzelsin herkes görebiliyor mu bilmiyorum ama =). Bu yüzden “daha çalışkanlar”, “daha güzeller”, “daha paralılar” falan olmasalar da olur =p.
İşte böyle… henüz tanımadığım hatta belki de tanıyamayacağım sana bu garip hitabım şimdilik bu kadar. Aslında eksik oldu yazdığım ama işte yazarken bu kadar toparlayabildim, ve eminim ki anlatamadım da istediğimi istediğim gibi. Beklide bunlar zaten herkesin yazacağı şeyler. Umarım en yakın zamanda başlarız seninle, eğer varsan tabii…
Yada belki de aslında bu dünyada yoksundur bile. Ve ben seni farklı yüzlerle rüyalarımda yaşamaya devam ederim lütfedip geldiğinde, gerçek hayatımda ise yürü(ye)meyen ilişkilerle…
Neden yazdımsa bu yazıyı…

Son olarak Dark Tranquillity desin ki:
Hold me near, unravel the stars
As I speed through the heavens
Speed through the night
For you are my blade and my rope
You are my lethe
You are my all

Ve de:
Drag me down, in passionate sighs
With the ocean above me
And flames in my eyesAnd grant me a life I can live
Without
Take me away
From the life that I hate 13 Mayıs 08 Salı, Düzenleme 14 Mayıs